Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Özel Arama

Kardemin Diyari

Yazılar
 

Beni Unutma - Ümit Yaşar OĞUZCAN

 

Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma
Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma
O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılgın rüzgar
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma
Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma
Hala duruyorsa yeşil elbisen
Onu bir gün benim için giy
Saksıdaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma
Büyük acılara tutuştuğum gün
Çok uzaklarda da olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
Beni unutma..
Ümit Yaşar Oğuzcan
Etiket :şiir
Casper_m
19 Haziran 2008
19:53
Yorumlar :0
 
 
 
 

Bey

BEY 

Son günlerde, bir surat, bir surat ki gelinde,
Çayımı bile yarım dolduruyor bey.
Allah'tan kulaklarım ağır işitiyor da
Duymuyorum ne söylediğini
Ama yine de hissediyorum bey;
Beni bu evde galiba istemiyor artık
Hey gidi günler heeey.
Oğlunu bilirsin, vur kafasına al lokmayı
İki ara bir derede ne yapsın ana bu Atsa atılmaz, satsa satılmaz.
Bana artık gizli gizli sarılıyor bey...
Dün akşam uyurken öptü beni biliyor musun?
Nasıl ağırıma gitti nasıl
Artık akide şekeri de getirmiyor.
Hani dişlerim yok ya, güya yerken garip sesler çıkarıyormuşum da
Çocuklar iğreniyormuş benden.
Yok,vallahi yalan bey, hiç yapar mıyım ben öyle şey?
Gelin çocuklara masal anlatmamı da yasakladı
Üstelik seninle konuşuyormuşum diye duvardaki resmini biryere sakladı
Olsun,
koynumdaki resminden haberi bile yok!
Yine de beddua edemem bey,
Oğlumun karısı, torunlarımın anası o.
Geçenlerde üst komşular geldi,
Ne konuştuklarını duymayayım diye kapıyı üstüme kilitledi.
Duymadım, duymadım, lakin hissettim.
Düşkünler evine yatıracaklarmış önümüzdeki ay beni
Ne yalan söyleyeyim epey ağırıma gitti, epey,
Ha, sen ne diyorsun bey?
Hani bir görünsen oğluna, ne de olsa babasısın,
Seni dinler.
Bu odada oturur, vallahi hiç dışarı çıkmam.
Akide şekeri de istemem.
Masal da anlatmam artık çocuklara
Ne olur ayırmasınlar beni bu evden
Yaşayamam nefes bile alamam
Sana ait anılardan uzak ne yaparım ben, ne yaparım?
Şu camın pervazında hayalin durur, çekmecelerde el izin.
Bastonun hâlâ duvarda asılı.
İstemiyorlar beni artık, istemiyorlar hasılı.
Hey gidi günler hey
Hani diyorum bir çağırsan
Yoksa, yoksa sendemi unuttun beni bey
Sendemi unuttun beni bey?
Etiket :şiir
Casper_m
19 Haziran 2008
13:55
Yorumlar :0
 
 
 
 

Yollarda

Etiket :jpg
Casper_m
19 Haziran 2008
13:46
Yorumlar :0
 
 
 
 

Basurun Cerrahi Müdahalesiz Tedavisi

   HEMOROİD (BASUR) hastalığının ilaçla tedavisinin olmadığını, mutlaka cerrahi müdahele gerektiğini bildiren gazetelerde sık sık ilanlar görürsünüz.
   Doğrudur. Basur hastalığını tam tedavi edebilen bir ilaç henüz bulunamamıştır. Amerika ve Almanya gibi dev ilaç Endüstrileri, Hindistan Japonya gibi nebati menşeyli ilaç üretenler de maalesef bugüne kadar bir çare bulamamışlardır. Halbuki yapılan yapılan bir istatistiğe göre insanların %35'i bir diğerine göre de %55'i bu dertten muzdariptir.
   Bugün tatbik edilen cerrahi yöntemler:
1-Fistülü lastikle boğup çürüyen kısmı koparmak.
2-Bıçakla veya lazerle kesip dikmek.
3-Lazerle eritmek veya yakarak kotarize etmek.
  Bulunduğu yerin hassasiyeti ve Enfeksiyonlara müsait olması nedeni ile bilhassa hanımlarda problem olmaktadır.
  Halbuki Ecdadımız bunu doğal bir yolla Ağrısız,sızısız kesip biçmeden tedavi etmeyi başarmış. Şahsen ben de bu hastalıktan böyle kurtuldum. Bana yapılan tavsiye patlıcan saplarını kaynatıp içmem şeklindeydi. Kaç tanesi ne kadar suda ne kadar kaynatılıp ne kadar içilecek belli değildi.
   Aşağıda tarif edeceğim kaynatma ve kullanma tariflerine lütfen aynen uyunuz. Kaynama süresinin azlığı-çokluğu,tencere kapağının açılmadan kendi kendine soğuması. Beş gün sürecek tedavinin perhiz ve Antibiyotik ile aynı zamanda yapılması çok mühim. Bunlara aynen uyulduğu taktirde Allah'ın izni ile beşinci günün sonunda ne fistül ne ağrı ne kanama yani BASUR diye bir derdiniz kalmayacak.
DİKKAT! İhtiyaten hamilelik ve emzirme döneminde tedavi yapmayınız. 

   TEDAVİNİN TARİFİ

Patlıcan10 adet patlıcanın (Bostan patlıcanı olmasın) yeşil sap kısmını patlıcandan ayır. Temizce yıka; bir tencerede 10 bardak suyla kaynat. Kaynamaya başlayınca tencerenin kapağını kapat.* Alevi iyice kıs, yarım saat * yavaş yavaş kaynasın sonra ocağı kapat. Kapağı açmadan * kendi kendine soğusun. Soğuyunca içindeki sapları at. Sarı renkli suyu buzdolabına koy.
               -Akşam yatarken aç karnına 1 su bardağı iç.
               -Sabah Kalkınca aç karnına 1 su bardağı iç.
  10 bardak su olduğuna göre bu tedavi 5 gün sürecek. Bu 5 gün içinde Sirke, Turşu, Domates, Bulgur, Çilek, Acı Biber yasak sonra hepsi serbest. Demir sandelyeye, taşa oturmak bunlara çıplak ayakla basmak ebediyyen yasak.
   Hamilelikten dolayı oluşan veya yakın bir zamanda meydana gelmiş Hemeroidlerde perhizi de aynı zamanda yapmanız şartı ile tedaviniz bu kadardır.
   Eski Hemeroidlerde fistülün içinde muhtemelen iltihap vardır. Bu yüzden vucut onu geri çekemez. Doktorunuza danışarak uygun bir antibiyotik ile bu iltihabı bertaraf etmelisiniz. Böylece patlıcan suyunu, perhizi, antibiyotiği aynı zamanda tatbik etmelisiniz.
   Allah'ın izni ile zahmetsiz, masrafsız, anadan doğmuş gibi bu dertten İnşallah kurtulursunuz . Tek borcunuz sadece hayır dualarınız. Siz de etrafınızdakilere duyurarak onların da kurtulmasına vesile olun. (Her akşam üç adet incir veya kayısı kurusu yiyerek kabızlığı önleyiniz.)
Şİfa Allah(cc) 'tan...
Eczacı H. Osman ALTUNTAŞ
Etiket :sağlık
Casper_m
19 Haziran 2008
12:26
Yorumlar :0
 
 
 
 

Günün Resmi

 

Analar Bir Elleriyle Bebeği,

Diğer Elleriyle Dünyayı Sallarlar.

 

Anne 

Etiket :resimler
Casper_m
19 Haziran 2008
00:25
Yorumlar :0
 
 
 
 

Yarın Sabah Yine Doğacak

Etiket :mizah
Casper_m
18 Haziran 2008
18:48
Yorumlar :0
 
 
 
 

Denizin Kum Taneleri - Ali Asker BARUT

Unutulmuş bir deniz öyküsüydün
Zamanla kum tanelerine dönüşmüş
Karanlık bir aralıkta tükenen
Ayışığı altında
Yüreğinde alıngan gümüş bir şiir
Uzun uzun susardın
Tayfaları sızmış yorgun gemilerle

Unutulmuş bir deniz öyküsüydün
Anlattılar içleri titreyerek
Birbirlerinde seni anımsayanlar
Yanık yağmurlu bir sesle
Üzerinde ince bir yaz gömleği
Sarhoş böceklerin
Şarkıları varmış ezberinde

Unutulmuş bir deniz öyküsüydün
Yaşadın bir ihtimal

Belki bir kentin bir gizli kasabasında
Denizin kum taneleri uyurmuş orada
Yalnız, küçük bir kızla
Erkenden hüzünlere bulaşmış
Gözlerinin lirik mavisi

Midyeleri dinlermiş rügârda saatlerce
Balıkçıların ağlarında üzgün bir yakamozmuş
Kırık gülümsemeleriymiş beyaz köpükler.
Adı kalmamaış kimsenin gül hatırında
Üzerinde ince bir yaz gömleği
 "Denizin kum tanelerine gitti"
Sarhoş böceklerin şarkıları varmış her yerde


Etiket :şiir
Casper_m
17 Haziran 2008
21:51
Yorumlar :0
 
 
 
 

13 Rakamının Uğursuzluğu

13 RAKAMININ UĞURSUZLUĞUNUN ARDINDA NELER YATIYOR?

Günümüzde sayılarla uğraşan, onlara değer atfeden, uğurluluğuna ya da uğursuzluğuna inanan pek çok insan vardır.

Mesela, 13 rakamının uğursuzluğuna bütün Hristiyan dünyası inanır. Bu yüzden binalarının çoğunda 13. kat yazmaz. 12'nci kattan sonra 14'üncü kat gelir.

Davet edilen kişilerin 13 kişi olmamasına özen gösterilir. Bu fobinin birçok nedeni var.

İstanbul'un fethi 1453'tür. (1+4+5+3=13).

Efendimiz aleyhissalatü vesselamın doğum tarihi 571'dir. (5+7+1=13).

İsa aleyhisselam, son yemeğine 12 havarisi ile katılır. Ama bu yemekte 13'üncü bir misafir daha vardır. Ve İsa aleyhisselamı o 13. misafirin öldürdüğüne inanılır.

Bu 13 korkusu tıp literatürüne de girmiş ve "triskaidekafobi" diye adlandırılmıştır."

Etiket :sohbet
Casper_m
17 Haziran 2008
19:59
Yorumlar :0
 
 
 
 

Çay Kahve

Tavşan kanı yada orta şekerli çay şefkattir, dostluktur, güvendir.Kahve ise sevmek ,sevilmek, ilişkidir,heyecandır...Çay ne kadar dışa dönük ise ,Kahvede gitgide o kadar içe dönük bir keyif içeceği olmaya başladı...Kahveyle çayı birbirindenden en keskin biçimde nasıl ayırırız ? Öpüşünce birbirimize gecirdiğimiz ağzımızdaki kahve tadıdır... Çaydan geriye kalan ise sohbetimizin tadıdır...Kahve kokudur... önce koku, Kahveyi dilden damaktan önce burun sever..Kimileri ''kokulu'' çayı çaydan saymaz..Oysa kokusuz kahve kahveden sayılmaz..Fakat gözün arzularını ve keyfinide yabana atmamalı ! .

Fincanın üzerinden kahveye; o kara kuyuya bakıp başı dönmeyen, yükseklik korkusuna kapılmayan varmıdır? . Hayatın ilk bakışta sıradan gibi gözüken ama güzel süprizlere açık çağrıları vardır:.Kimi zaman insan sesine bürünür bu çağrılar: Bunlardan biri ''Hadi , şöyle güzel bir çay içelim'' dir...Öteki ise daha ılıktır, daha derindendir:'' Gel , bir kahve iç ! Sonra gidersin...'' Nasıl ince belli çay bardaklarını avuçlarımızla kavramak sadece bedenimizi değil , üşümüş ruhlarımızıda ısıtırsa..

Değil kahve içmek; kahve içmeyi istemek bile bizi hem kendimizle hemde hayatla bir an için bile olsa barıştırır...Haa, birde '' ben çay içmem !, ben kahve sevmem...'' diyenler var...Onların aslında neyi sevmedikleri ve hayatın hangi tadlarını ıskaladıklarını gördünüz ve anladınız herhalde....

Etiket :sohbet
Casper_m
17 Haziran 2008
19:48
Yorumlar :0
 
 
 
 

Türkiye 3 - 2 Çek Cumhuriyeti Golleri


Etiket :spor
Casper_m
17 Haziran 2008
13:38
Yorumlar :0